Psikoterapi ve Hipnoz


Hayalgücüm masallara taş çıkartırcasına çalışmaya başlamıştı... 

Güzel, yemyeşil, yeni kesilmiş çimlerin üzerinde, yalınayak yürüyorum. Yeni kesilmiş çimlerin kokusu burnuma geldiğinde, başımı kaldırıp etrafıma baktığımda; gözlerime inanamadım. Her yerde çam, kestane, söğüt ve ceviz ağaçları olabildiğince heybetli duruyordu. Tam önümde asırlık bir çınar güçlü bir şekilde yemyeşil yapraklarıyla beni karşılıyordu.

Bu doğa harikasının içinde birkaç adım attıktan sonra yemyeşil çimlerin arasında; sarı, kırmızı, yeşil, mavi, turuncu, lila, mor, beyaz çiçeklerin sıra sıra dizildiğini ve beni selamladığını fark ettim. Çiçeklerin renkleri gözlerimi alıyordu. Hepsi sanki bir yağlı boya tablodan çıkmış gibiydiler. Güneş tam tepemde sıcaklığıyla olabildiğince cömert ve beni terletmemek için bir o kadar hassas davranıyordu. Gökyüzü, tüm mütevaziliğiyle yemyeşil ormanı kucaklayan masmavi rengiyle başımın üstünde huzuru temsil ediyordu.  O masmavi gökyüzünün içinde bembeyaz bir pamuk gibi duran bulutlara gözüm takılınca çocukluğum aklıma geldi.

Çocukken gökyüzündeki bembeyaz bulutları hep bir şeylere benzetirdim. Şimdi yine benzetebilir miyim diye düşünürken; birkaç saniye içinde gülümsemem yüzümü kaplıyor. Küçük olan bulut; kızımı, büyük olan ise eşimi anımsattı. Sanki gökyüzünden bana bakıp gülümsüyorlardı. Ben de sol elimi kaldırıp “Merhaba, sizi çok özledim” deyip biraz hüzünlenerek ormanın içinde yürümeye devam ettim.  Birkaç metre yürüyünce su sesini duydum. Sanki gürül gürül akan bir nehrin sesiydi. Suyun sesi her adımımda daha güçleniyordu ve bu ses beni gitgide rahatlatıyordu. Birkaç yüz metreden sonra ağaçların arkasında saklı, cennetvari bir yer keşfettim. Burayı ben bulmuştum. Benim yerimdi. Tam önümde tüm ihtişamıyla gürül gürül beyaz köpüklere bezenmiş bir şelale ve şelalenin döküldüğü yerde güzel bir göl vardı. Etrafı zümrüt yeşiline boyanmış bu doğa harikası sanki ilk beni buyur ediyordu bu saklı cennetine. Yavaşça göle girip yüzmeye başladım. Her kulaç atışımda mazime doğru gidiyordum. Her kulaç bir yıla tekabül ediyordu. Birkaç kulaçtan sonra iyice eskilere doğru gitmeye başlamıştım. İçimde hem bir heyecan hem de bir korku vardı. Sanki “geçmişimde yaşadığım sıkıntıları raflardan indirmesem daha iyi olacak” diye düşünmeye başlamıştım. Ama o anılar raflardayken ben mutsuzdum ve ben bunun için buradaydım. İçimden bir ses “doğru yoldasın, güven kendine”  dedi. “O sese kulak vermeliyim, zaten onun için terapideyim, onun için bu yolculuğa çıktım” dedim ve emin adımlarla yürümeye devam ettim.

Terapistimi göremiyordum, "acaba nerede” diye düşünürken şelalenin içinden bir denizkızı çıkıp eliyle beni kendisine doğru çağırdı. Ben kulaçlarımı daha hızlı atarak tam yanına varıyordum ki denizkızı suya daldı. Ben de kocaman bir nefes alarak suyun altına daldım ve orada gözlerimi açtığımda muhteşem bir akvaryumun içindeymişim gibi gözlerim rengarenk mercanlara ve alacalı rengarenk balıklara takıldı. Bu kadar güzel ve değişik türdeki balığı ilk defa görüyordum. “Bu balıkların hepsi  denizde yaşamıyor mu?” diye mantığımı çalıştıracaktım ki; yüzlerce denizatının halatlarla birbirine bağlı olduklarını ve arkalarında bembeyaz kocaman bir midyenin  koltuk gibi açık bir şekilde durduğunu fark ettim. Kraliyet at arabası gibi haşmetliydi gördüğüm. Midyenin içinde krallara layık kırmızı, yumuşak kadifeden kocaman bir yastık vardı. Gözlerime inanamıyordum, bir masalın içindeydim sanki. Tam bunların hayal olup olmadığını anlamak için suratıma bir tokat atmak üzere sağ kolumu kaldırmıştım ki,  birisi yumuşak bir şekilde kolumu tuttu. Bu, beni kendisine çağıran denizkızıydı. Güzelliğiyle beni kendisine hayran bırakmıştı. Belinden aşağısı canlı, kırmızı ve turuncu renkli pullarla kaplıydı. O narin, zarif denizkızı gülümseyerek koluma girdi ve beni midyeye buyur etti. Sonra kendisi de yanıma oturup, denizatlarına bakıp sağ kolunu havaya kaldırıp gitme talimatı verdiği anda yüzlerce denizatı bir anda şahlanıp ilerlemeye başladılar. Müthiş bir hızla gölün altındaki esrarengiz dünyada gidiyorduk.

Bir anda şelalenin döküldüğü yere gelmiştik. Atlar denizkızına baktı, denizkızı yanındaki ahtapotu aniden havaya fırlattı. Ahtapot bir anda kollarıyla beni ve denizkızını sararak bize emniyet kemeri oldu ve denizatları şaha kalkıp doksan derece yukarı çıkarak beyaz köpüklerin arasından suyun akış yönünün tersine doğru yani şelalenin döküldüğü yerden daha da yukarılara doğru çıkmaya başladı. Gözlerimi denizkızından ayırıp etrafıma baktığımda; gölden bulutlara doğru çıktığımızı gördüm. Her şey çok hızlı gelişiyor ve artık şaşırmaya bile vakit bulamıyordum. Birkaç saniye sonra şelalenin kaynağı olan nehrin dingin sularına ulaşmıştık. Bir anda denizkızı kaybolmuş, midye küçülmüş ve avucumun içinden kayarak ait olduğu yere, nehrin derinliklerine doğru inmeye başlamıştı. Denizatları minik yavru kurbağalara dönmüş ve etrafımda dönmeye başlamışlardı. Yukarı doğru yüzüp başımı suyun üstüne çıkardığımda ilk işim derin bir nefes almak oldu.

Derin bir nefesle beraber yaşama tekrar “Merhaba” demek güzel bir duyguydu. Birkaç kulaç atıp suyun kenarına geldiğimde yorulduğumu farkettim. Nehrin kenarındaki çimenlere oturup dinlenmek istedim. Ayaklarım nehrin içinde, başım nehre dönük, nehrin kenarında dinlenirken gözüm nehrin üstüne düşen bir çocuk aksine takıldı. Telaşla arkama dönüp baktığımda kimseleri göremedim, tekrar hızlı bir şekilde suya döndüğümde çocuk yine oradaydı. Birkaç saniye düşündükten sonra elimi yüzüme değdirdiğimde burnumun küçüldüğünü, yanaklarımın tombullaştığını ve suya düşen aksin benim olduğunu anladım.

Kollarım, bedenim küçülmüş, ben 10 yaşındaydım. Artık şaşırmıyordum, yalnızca merak ediyordum daha neler yaşayacağıma dair. Yemyeşil çimenlere sırtüstü uzanıp gülümseyerek gözlerimi kapattım. Evet, yolculuk daha yeni başlıyordu, ruhumun bilinmeyen derinliklerine… Gözlerimi açtığımda muayenehanedeki kırmızı koltukta uzanmış olduğumu anladım. Karşımda denizkızının gözlerine sahip terapistimi gördüm ve hazırım diyerek terapiye başladık…
 

Terapi: Bireyin kendi iç dünyasına yaptığı uzun, sabır isteyen, bazen zorlu ama genel olarak zevkli bir yolculuktur. Kişinin kendini keşfetmesidir. Terapi alan, terapistin kılavuzluğu, bilgisi, tecrübesiyle yola çıkar. Danışan ve terapist birbirlerine güvenerek taşın altına beraberce elini koyar ve terapiye başlarlar. Terapi sihirli bir değnek değil, terapist de bir büyücü, keramet sahibi biri değildir. Terapi, zihinsel ve duygusal bozukluk gösteren bireylerde daha sağlıklı bir ruhsal yapı ve uzun vadede o dengenin güçlenmesini sağlar.

Terapi boyunca danışan ve terapist bire bir iletişim halindedir. Elbette ki, bu iletişimin doğası gereği, gizliliğe saygı çerçevesinde danışanın ve verdiği tüm bilgilerin güvenliği ön plandadır. Ayrıca kişi, problem yaratan düşüncelerini ve davranışlarını nasıl belirleyip değiştireceğini, ilişkilerini ve tecrübelerini nasıl inceleyeceğini, problemleri ile nasıl baş edebileceğini, sorunlara ne gibi çözümler üretebileceğini ve yaşam ile ilgili nasıl gerçekçi hedefler belirleyeceğini öğrenir.

Psikoterapi ile kişi yaşamından mutlu olmayı ve hayatını kontrol altına almayı öğrenir. Ayrıca psikoterapi kişilere, çaresizlik ve öfkeden doğan çeşitli psikolojik rahatsızlıkların semptomlarının giderilmesi için yardımcı olabilir.

Psikoterapi bir kaç hafta içinde iki üç görüşme olabilecek kadar kısa süreli, ya da bir kaç yıl sürebilecek kadar uzun vadeli olabilir. Bireysel terapi, çift terapileri, aile ve grup terapileri uygulanır.

S KONSEPT DANIŞMANLIK
Soner KOŞAN
Pedagog, Psikoterapist

 



Sosyal Medya: